Kayıtlar

Şubat, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kelime Kaşifi

  Belirip yok olan ve puntoya göre eni de büyüyen bu dikey çizgi, bir şeyler yazayım diye beni en çok bekleyen olabilir. Sabırla sürekli sinyal verir gibi. Çok bakışırız. Durduk yere sinirlenirim de arada. Ee hadi yazmayacaksan ne diye açtın, der gibi sürekli belirip yok olur. Her cümle başında-ortasında, kelime bitiminde-bitmeyişinde, kelimeleri bağlarken-bağlayamazken ya da paragraf başı yapsam mı, yapmasam mı karar veremezken. Daha ekleyeceklerim var gibiyken ama nasıl toparlayıp ekleyebilirim şimdi ben bunu, diye düşünürken… Her an benimle ve adı ne, ne deniyor bu çizgiye ya da var mı adı, bilmiyorum. Yazacak bir şey bulamadı, Word’teki belirip yok olan çizgiye taktı, diyebilirsiniz gayet haklı olarak. Bu yazıyı yayınlar mıyım acaba, diye düşünürken bile benimle valla. Hep açık bir Word sayfam var ne güzel, hep yazayım diye sinyal veren bir çizgim de var.  Evet, mesajı yine istediğim gibi aldım, yorumladım, bir güzel polyannacılık oynadım, oynamaktayım. Gerçekten yazmaya b...

Mesela Kelebek

    Kelimeler, Albayım, bazı anlamlara gelmiyor. “Kelimeler, albayım, hangi anlama geliyor?” “Efendim?”   “KELİMELER! Albayım. Hangi anlamda kullanıyoruz onları?”   “Hangi kelimeler Hikmet?”   Sizi neden yanımda dolaştırıyorum bilmem ki?  “Bütün kelimeler. Genel anlamda kelime.” “Ne demek istiyorsun oğlum?” “Kelimeler canım işte. Mesela kelebek.” “Ne kelebeği?” “Kelebek canım, bildiğimiz kelebek.” Ellerini açtı, kapadı. “Ha, o kelebek mi?” “Evet, o kelebek.” “Kelimenin aslı mı nereden geliyor?” Bu soruya tutunalım hiç olmazsa: “Evet.” “Bilmiyorum.”   Daha dün okumuştum Tehlikeli Oyunlar kitabından bu satırları. Bugün o kelimeleri düşünmeden, çenemi ellerime dayamış dışarıyı izliyordum. İlk cemre düşmüş toprağa. Babam bahçede. Toprağın havalanması için kürekle altını üstüne getiriyor. Nefes aldırıyor toprağa. Arada çıkan tuhaf yabani otları gösteriyor bana. Köklerinin ne kadar derine indiğini ve kuvvetli olduğunu anlatıyor. İ...

Dünya'nın Kalp Atışı

  Hadi bugün, şu an biraz üst ölçekten bakalım dünyaya, yaşamımıza. Bütünden parçaya inelim. Yükseliyoruz ama stratosferden çıkmayacağız şimdilik. (Uzay yolculuğumuza biraz daha zaman var biz siviller için.) Başlıyoruz. Az önce okuduğum bir yazıda şöyle yazıyordu: "Son birkaç yıldır gezegenimiz değişim belirtileri gösteriyor. Bunun tezahürünü bilim insanları iki alanda gözlemliyor. İlki, dönüş hızının, ikincisi de “kalp atış” frekansının yükselişi." Bu bağlamda bakmak gerekirse, dönüş hızı bize zaman kavramında birtakım değişiklikler olduğunu gösteriyor.  Geride bıraktığımız 2020 senesinde hepimiz için hayat durma noktasına gelmek üzereydi. Yapmak istediğimiz onca şey, onca plan yapılamaz olmuştu. Yılbaşında tuttuğumuz dileklere tek tek gülüyordu hayat. Ve bazı anlar oluyordu ki istediklerimizi yapamadığımız yetmiyormuş gibi zaman, ağır çekimde ilerliyormuş hissi veriyordu. Fakat dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları, 2020 yılının son altmış yıla nazaran daha hızlı geçt...

Güruhun Sessizliği

  Ya gerçek değilse? Ne okuyorsun, ne düşünüyorsun, neye inanıyorsun?  Nasıl şekillendiriyorsun zihnini, hislerini? Hoşuna gidiyor mu aldığı şekil, nasıl planların var? Ya hayallerin..? Kalbinle mi, aklınla mı kuruyorsun hayallerini? Yoksa çoktan biliyor musun, akılla plan, kalple hayal kurma işinin yapılabildiğini? Gerçekleri mi tramplen yaparsın, isteklerini mi? Ne kadar yükseğe sıçrayıp atlayabilirsin ve derine dalabilirsin bu sayede? Ee hep soru sorarak mı devam edecek bu yazı? Bir düşünce, fikir, konu ya da her neyse, soru sordurabiliyorsa ve soru sorma işini sürekli kılabiliyorsa doğru zamanda doğru konudayız ve hiç durmamalıyız o zaman. Varsın düşünülecek onca şey olsun. Zihnin nefes alsın, kalbin soluklansın. Ve sonra cevapsız da kalsa soruların, sorulmuş olarak kalsın. Bugün bunları düşündün, merak ettin. Mutlaka bir yerlerde bir zamanda tekrar nüksedecektir. Belki o zaman cevap verecektir. Ya da kendine sorduğun soruları sana hatırlatan bir şey okuyac...

Hediye

  En son ne zaman hediye aldın birinden? En son ne zaman hediye aldın birine? Söze böyle başlamak pek benlik değil aslında. Bu yüzden değiştirip tekrar soruyorum. En son ne zaman birine hediye hazırladın? Kendi emeğinle, gayretinle… Biraz düşünün bunu lütfen. O sırada ben kendi adıma cevap vereyim çünkü bu düşünce birden beliriverdi kafamda ve işte yazıyorum, önemli buluyorum bu konuyu. Sanırım 3 yıl önceydi. Direkt bir şey satın alıp onu hediye diye vermekten bahsetmiyorum. Tekrar tekrar belirtiyorum çünkü herkes yapabilir onu. Senin bir şeyler hazırlaman, parçaları birleştirip onun için hediye yaratman bahsettiğim. Böyle kendi hayal gücünle, uygun malzemeleri bulup yeniden bir şeyler oluşturarak, yanına bir çizimle ya da notlarla açıklamalar iliştirerek. Ya da bir fotoğrafınızı çıkarttırıp arkasına yazıp çizerek bir kutu hazırlamak… Böylesi kapsamlı olanını lisedeyken yapmıştım. O zaman, her şey hediye olabilirdi, dönüştürülebilirdi, birleştirilebilirdi ve birlikte büyük ...

İsteyince Ay'a Bile Gidebilmek

“Sen merakını bize teslim et. Bu ruh, bu tende oldukça, serüvenine uygun bir kıssa yakıştırırız elbette. Nerede olursa olsun, bir insanın üstüne bu kadar yaşantı yığılsın da, bir başkası onlardan bir şey çıkarmasın, mümkün mü?” (Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay) Hangisiydi o? Biyografi mi, otobiyografi mi? Bir insanın yaşamını anlatan… kendisi anlatınca başka bir isim oluyor doğal olarak. Farklı şeyler tabi de ne kadar yansıtabiliyor peki? Bir de ben kendi hayatımı 40 yaşında anlatacak olsam mesela, aynı mı olur 60 yaşımda anlatmamla. Peki, kaç yaşında karar verilir anlatmaya? Ya da neye bağlıdır anlatmaya karar vermemiz? Bir buluş mu yapmalı, bir kitap mı yazmalı, şarkı mı söylemeli, ünlü mü olmalı yahut suç mu işlemeli tüm insanlığı etkileyecek, çok mu doğru söylemeli ya da çok mu dolandırmalı…? Ne yapmalı? Aklıma hep aynı tirat gelir. Düzene ve şöhrete karşıdır belki. “İstemem Eksik Olsun”.   Hayatım yazılsa ne yazılmasa ne? Bu mu beni önemli yapar? Nasıldı?... “Ama şarkı sö...

Beni Affet

  “Kelime ve yalnızlık hayatın tadı tuzu Kucaklamak isterdi ölümü ve sonsuzu.” Beni bambaşka bir ben yapmaya başladığını bu dizelerini okuduğumda fark etmiştim. Ve kulağımda çalan şarkıyla cevap verebiliyorum. “Şimdi seni anlıyorum, gecenin bu saatinde.” (Pilli Bebek) Okuduğum kitabın bir cümlesi, bir satırı, dizesi bana sayfalarca yazabilirim hissi verir. Not ederim, aylarca bekleyebilir. Ya da hemen kağıdı kalemi alır başlarım. Bekleyecek vakti olmayabilir. Ruhum o anı zor yakalamıştır. Kaçırması halinde bir şeyleri eksik hissedecektir. Belki farkında olmadan, bedenimi terk edene kadar, o eksikliği bilemeyecektir. Gözlerim ve beynim sayesinde o anı yakalamışken bekletirse sonuçlarının ‘ağır eksiklik hissine’ yol açacağını biliyordu ruhum. Nasıl hissederiz bu eksikliği? Gözlerimiz sık sık dalar mı mesela. Ya da gökyüzü bazen ciğerimize dolar. Arka koltukta unutulmuş veya önemsenmemiş hissi… ve terlikleriyle çıkagelmiş. Sonunda anlamış. Kaybetmeye vaktimiz yok o anı. Ayak...

Girdap

  Kağıdı kalemi eline alınca bir anda dökülmüyor cümleler. Etki tepki bekliyoruz genellikle. Fakat kuvvetin niteliği ve tepkinin yönü o kadar çeşitli ki ifade gücünü zorlayabiliyor. Bu zorlamalar seni olumlu/olumsuz etkilemekte ve ruhsal dengeni an be an değiştirebilmekte. Bu etkilerin dışında iç sesimiz var bir de. İnanın her şeyi düşünebiliyor. Aynı anda birçok konuya kafa patlatabiliyor. İstediği yönden istediği gibi bakabiliyor ve olaylar kontrolden çıkabiliyor. Çünkü bazen kendimizi olumsuz düşüncelere o kadar kaptırıyoruz ki eşi görülmemiş bir zehre benziyor bu durum. Kendi kendimize bilmeden yaptığımızı düşündüğümüz bir zehir. Yıkıcı sonuçlarını görene kadar farkında olmadığımız bir zehir. Panzehir için tekrar bir etki tepki beklemek çaresizliğe sürüklüyor gitgide. Bu sürüklenişte bile hala beklenti sürebiliyor ki; o zaman durum kötü. Geceler gündüzlere gündüzler gecelere kavuşurken bizi soldurmaya başlıyor o eşi benzeri görülmemiş zehir. Bir şekilde kurtulmalı bu durumdan...