Girdap

 

Kağıdı kalemi eline alınca bir anda dökülmüyor cümleler.

Etki tepki bekliyoruz genellikle. Fakat kuvvetin niteliği ve tepkinin yönü o kadar çeşitli ki ifade gücünü zorlayabiliyor. Bu zorlamalar seni olumlu/olumsuz etkilemekte ve ruhsal dengeni an be an değiştirebilmekte. Bu etkilerin dışında iç sesimiz var bir de. İnanın her şeyi düşünebiliyor. Aynı anda birçok konuya kafa patlatabiliyor. İstediği yönden istediği gibi bakabiliyor ve olaylar kontrolden çıkabiliyor. Çünkü bazen kendimizi olumsuz düşüncelere o kadar kaptırıyoruz ki eşi görülmemiş bir zehre benziyor bu durum. Kendi kendimize bilmeden yaptığımızı düşündüğümüz bir zehir. Yıkıcı sonuçlarını görene kadar farkında olmadığımız bir zehir. Panzehir için tekrar bir etki tepki beklemek çaresizliğe sürüklüyor gitgide. Bu sürüklenişte bile hala beklenti sürebiliyor ki; o zaman durum kötü. Geceler gündüzlere gündüzler gecelere kavuşurken bizi soldurmaya başlıyor o eşi benzeri görülmemiş zehir. Bir şekilde kurtulmalı bu durumdan ama tabi söylemesi yapmaktan daha kolay. İçimizdeki bu zehir dolu kuyuyu bir kez açarsak düşmemiz kaçınılmaz. Yüzün ışığa dönük ama bir o kadar uzak, mahvoluşunu izlemek…

Hemen olumsuzluk sardı okurken değil mi? Bu denli etkili. Zehri tadabilmek bu kadar kolay. Ve eminim her birimiz en az bir kez tatmıştır bu zehri. Umarım biriktirmemişizdir. Zira olumsuz düşünce biriktirmeye ya da olaylara olumsuz bakmak için gelmiyoruz bu dünyaya. Zor şeyler yaşayabiliyoruz ve bir şeyler kolaylaşırken bir şeyler de daha da zorlaşmaya devam ediyor. Bu da böyle bir denge. Zor olan yaşamı daha da zor yapabilmeye sonsuz gayreti olan bir şeyi, içimizde var etmeye gerek de yok. Ruhsal dengemizi bozmaya garantili düşünceleri zehre dönüştürmeye de… Kendi olumsuz bakış açımızla çevremizdekileri zehirlemeye de hakkımız yok. Zaten hepimiz çok yatkınız o dengeyi bozmaya ve öz benliğimizden uzaklaşmaya. Her ne kadar kendini kontrol etmeye de çalışsan, sakin kalmayı da denesen bir an gelir ve seni girdabına çekmeye çalışıverir.

Evet, girdapların denizde oluştuğu gibi kendi iç dünyamızda oluşması da mümkün.--Akıntı, suyun kütleler hâlinde bir yerden başka bir yere hareket etmesidir. Yer çekimi, şiddetli rüzgârlar, gelgitler, sıcaklık ve deniz suyunun yoğunluğundaki değişimler gibi farklı nedenlerle oluşabilen akıntıların çoğu tek yönde ve hızla ilerler. Farklı yönlerde ilerleyen iki veya daha fazla akıntı karşılaştığında birbirine çarpar ve dairesel bir şekilde birbirinin etrafında dönmeye başlar. Böylece girdaplar ortaya çıkar.-- Akıntıları düşüncelerimiz olarak nitelersek, olumlu ve olumsuz iki farklı düşüncenin çarpışması pekala girdaba benzeyebilir. Konu farklı bir noktaya evriliyor gibi görünse de olumsuz düşünce zehirlenmesinden çıkamadım hala, korkmayın. Girdapların kara deliklere benzetilmesi aklımda kalmış. Düşünmeye başladığımda olumsuz o kadar çok şey bulabilirim ki. Yaşamaya devam ederken her gün yapabilirim bunu. Yine dünün aynısı bir günde vaktimi olumlu şeyler düşünmeye ayırırsam bunu da her gün yapabilirim ama kesintilere uğraması muhtemel. Yani, o akıntılar hep olacaklar ve bir anda her şeyi değiştirebilecekler. Bununla başa çıkmak ayrı bir konu. Ben bunlar yetmezmiş gibi bir de kendi kendimize var ettiğimiz olumsuz düşünce zehrini anlatmaya çalışıyorum.

Kimse “Yani hayat yeterince zor zaten, hadi pozitif olalım da hikayeye mutlu son yazalım." diyemiyor. Sanki doğmadan önce bir belge imzalamışız ve başımıza gelebilecek bütün olumsuzlukları kabul etmişiz. Sonra bir süre, doğmanın heyecanıyla unutuvermişiz ama çok geçmemiş ve hemen yakamıza yapışmış. Üstüne bir de olumsuz düşünme bağımlılığımız olmuş ve işte girdabın kıyısındayız. Ve bir gün yaşadıklarımız, yaşayamadıklarımız, yaşayamayacaklarımızla birlikte gitmişiz.

En azından yaşadıklarımız geride güzel hatıralar bıraksın ve hikayenin tadına varabilelim diyorsak işe kabullenmeyle başlamak gerekecek. Hayatta kalbimiz çok kırılacak bu kesin. Ve bizi bunalımlara itebilecek bir sürü olumsuz olay da her zaman karşımıza çıkacak. Yani her zaman olacaklar. Fakat üst ölçekten bakınca işler bir nebze olsun değişebiliyor. Karmaşıklık azalıp amaç daha net görülmeye başlanıyor. Senaryo da…

Gerçekleri gerçekten görebilmekte mesele. Şu an bir daha çıkamayacağımız bir sahnedeyiz ve o sahnede bizden önce aksilikler/olumsuzluklar yaşandığı gibi biz varken de aksilikler/olumsuzluklar olabilecek. Olumsuzluk zincirini kırabilmemiz mümkün ama bunu bir başkasından beklememiz boşuna.

Herkes başına geleceklerden habersiz. Seçimlerinle şekilleneceğini bildiğin bir sürü yol, bir sürü sahne olacak önünde. Her sahnen bilinmez ve heyecanlı olacak. Yolun kendisi sahneni oluşturacak, o yüzden hep devam edecek.

"Ruhsal dengeni sağladıktan sonra her şey mümkün." İyiyi veya kötüyü çekmek sana kalmış. Bu dengeyi bozan olumsuzluklar üzerine gelmeye devam edecek ve seni o kara deliğe çekmek isteyecek. Olumsuzlukları yakıt olarak kullanıp umut ışığı yakarsan hızla uzaklaşabilirsin.

Hayata olumlu bakıyorum kitabı yazıyormuşum gibi hissettirdi bu yazı bana kendimi. Kişisel gelişim tarzı kitaplara hiç ilgim olmadı fakat buna rağmen kişinin kendi olumlu düşüncesini yaratabileceğini hep savundum. Yoksa çoktan girdabın derinliklerinde kaybolmuştum.

İyi ki kağıdı kalemi alıp birden yazamıyorum!  

Yorumlar

  1. Kötü diyip kötüyü çağırma, iyi düşün iyi olsun diye boşuna dememişler demek ki.
    (Yazılarının her biri mini hikaye çok güzeller dört gözle yeni gelicek olanları bekliyorum:))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ORADA MISIN?

Hediye

Kum Saati