Güruhun Sessizliği
Ya gerçek değilse?
Ne okuyorsun, ne düşünüyorsun, neye inanıyorsun?
Nasıl
şekillendiriyorsun zihnini, hislerini?
Hoşuna gidiyor mu aldığı şekil, nasıl planların var?
Ya hayallerin..?
Kalbinle mi, aklınla mı kuruyorsun hayallerini?
Yoksa çoktan biliyor musun, akılla plan, kalple hayal kurma
işinin yapılabildiğini?
Gerçekleri mi tramplen yaparsın, isteklerini mi? Ne kadar
yükseğe sıçrayıp atlayabilirsin ve derine dalabilirsin bu sayede?
Ee hep soru sorarak mı devam edecek bu yazı?
Bir düşünce, fikir, konu ya da her neyse, soru
sordurabiliyorsa ve soru sorma işini sürekli kılabiliyorsa doğru zamanda doğru
konudayız ve hiç durmamalıyız o zaman. Varsın düşünülecek onca şey olsun.
Zihnin nefes alsın, kalbin soluklansın. Ve sonra cevapsız da kalsa soruların,
sorulmuş olarak kalsın. Bugün bunları düşündün, merak ettin. Mutlaka bir
yerlerde bir zamanda tekrar nüksedecektir. Belki o zaman cevap verecektir. Ya
da kendine sorduğun soruları sana hatırlatan bir şey okuyacaksındır. Yahut
birisi seni bu sorulara tekrar getirecektir. Kaldığın yerden ya da biraz daha
ileriden… Fark etmeyecektir. Devam edeceksin. Alaaddin’in sihirli halısı gibi
yükseltebilir seni, tamam dersin aradığım şey böyle bakmakmış. Nasıl
görememişim? Ve görüldüğü üzere, halıyla uçarken bile soruların bitmez… İyi ki
de bitmez.
Onca şey varken düşünülecek, merak edilecek, masamda
oturmuşum bunları düşünüyorum. Ama bu memnunsuzluğumu belirtmek için kurulmuş
bir cümle değil. Memnunsuzluk yok bunları düşünürken . Etkin his o değil ya da
yakınmıyorum.
Hatta gerçekten ‘Büyük bir lüksü yaşıyoruz şu an.’ Bu
cümleyi tek başıma kurmamıştım. Çok sevdiğim bir arkadaşımın payı büyük. Bu
farkındalığı bana hissettirdiği için minnettarım. Ve sizle paylaştığım için de
çok memnunum.
Hayatımızda birçok sorumluluğumuz, yapılacak işlerimiz, gün
sonunu getirene kadar yetişmesi için dua ettiğimiz ya da mesai bitse de eve
gitsem dediğimiz günler yaşıyor olabiliriz. Kitap okumaya, film izlemeye, müzik
dinlemeye hasret günler geçiriyor olabiliriz. Hatta bu yazı belki sizi
metrobüste yakaladı ya da otobüste. Evinize ya da işinize giderken… Bir aralık
buldu ve bilincine işlemeye başladı yavaş yavaş. Belki uykudan önce okundu.
Ufak bir an düşündürdü. Tebrik ederim, o an o lüksü siz de yaşadınız.
Cevapsız da kalsa o soru döngüsü kendiniz için verimli bir
zaman yaşattı size. Monotonluğun dışına çıktınız o an. Hani bir ara çok popüler
olan o laf: Ve dünya bir saniyeliğine güzelleşti.
İçinizdeki güruhlara göz kırptınız o an. ‘Efendimiz soru
soruyor dinleyelim’ dediler. Sessizce dinlediler. Bu yüzden cevapsız kaldı. Cevap
veremediğiniz sorular belki bir an huzursuz etti, bu da olabilir. Ama sormaya
devam ettiniz. Ve dinlendiniz. Sakince dinlediler sizi. Farkında değilsiniz.
İçinizde her biri bir tarafa dağıldı şimdi. Cevap arıyorlar size, sorularınıza.
Ya da yeni sorular katacaklar size. Al bunları da ekle içindeki döngüye ve
güçlenelim böylece! Birbirleriyle yarışırcasına soru soracaklar. Susmayacaklar.
Susmasınlar da… Böylece binlerce siz olacak içinizde. Sayısız hücreniz olduğu
gibi… Her biri sizi daha iyi yapabilmek için ışıltınıza katılacak. Sizinle
nefes alıp yaktığınız ışıkla parlayacak, ısınacak.
Birlikte şekil almaya başlayacaksınız. Birlikte kurduğunuz
hayalleriniz olacak ve birlikte planladığınız işler. İçinizden yükselen
binlerce güruh bir arada yaşamayı öğrenecek. Size inanacak. Sizi siz yapacak.
Bunların hepsi bir an o lüksü yaşadığınız zaman başlayacak. Ve sonrası için
ihtiyacınız olan tek kelime: ‘İnanıyorum.’ demek olacak.
Şimdi başlangıcımı neden ‘ya gerçek değilse?’ yaptım ve ‘inanıyorum’
a bağladım? Sahi nasıl bağladım?
Tüm bu soruları bir gece gökyüzünü izlerken sordum kendime.
Cevap almayı önemsemeden… Önemsediğim tek şey geceyi aydınlatan hilal ve üstünü
örtmeye çalışan bulutlardı. Zaman ilerledikçe yükselen hilalin göğün en
lacivert noktasına ulaşabilmek için bulutları bir örümcek ağı gibi silip atma
isteği düşündürdü beni. Ya sadece birazcık gökyüzünün lacivertine yaslanıp
soluklanmaksa istediği? Tam bunu yapacakken koyu gri bulutlar üzerine geldiği
için başaramıyorsa… Ve nefes alabilmek için yükseğe erişmeye çalışıyorsa bu yüzden…
Fakat orda da bırakmıyorlar yakasını bulutlar. Puslandırıyorlar, geçmek
bilmiyorlar. İzin vermiyorlar sanki yükselmesine. Tam soluklanacakken de şafak
yükseliyor. Gece kopuyor lacivertten. Uyanıyor gökyüzü birden. Güzel rüyalardan
uyanıyor insancıklar da… yahut kabuslardan… ‘Ah be rüyaymış!’, ‘Oh be kabusmuş!’.
Peki, nasıl beslendi içinizde o düşünce ve rüya oldu kabus oldu size? Nasıl
sızdı oraya?
Bir şekilde bir yerde bir zaman duyulmuş görülmüş düşünülmüş
o şey her neyse içimizdeki güruh ona tutundu ve siz uyurken yükseltti
içinizdeki karanlıkta, parlamasını sağladı. Siz uykudayken bir fırsat bulup
yaptı bunu. Uyanana kadar devam etti. Uyandığınızda afalladı ve o soruyu sordu…
ya gerçek değilse?
….
Şimdi farkında olmadan sıçrayıp yükseldikten sonra
daldığımız derinlikten çıkıyoruz. İlk dalış için nefesimiz bu kadar derine yetmeyebilir.
Derinlik sarhoşluğuna kapılabiliriz. Yahut vurgun yiyebiliriz. Sakince benliğimizi
ve ruhumuzu koruyup çıkma vakti geldi. Gecenin laciverti denizin
derinlikleriyle karışmadan ufuk çizgisine erişmeli. Merak etmeyin, tüm bu
sorularınızı güruhunuz kaydetti. Siz tekrar kapısını çalacaksınız ya da onlar
sizi bir şekilde tekrar bulacaklar. Şimdilik, hoşçakalın.
Yorumlar
Yorum Gönder