ORADA MISIN?

 

-İçini dök hadi, dinliyorum...

+Ne, nasıl?

-Benim tanıdığım bildiğim gibi değilsin, bir şeyler var bir şey olmuş. Farklı davranıyorsun…

+Bilmiyorum.

-Birisi bir şey mi söyledi?

+Hayır.

-Üzülmüş, kırılmış gibisin…

+Yorgunum biraz, belki ondandır.

-Hayır bu başka bir şey… her zaman yoruluyorsun ama hep neşe dolu olabiliyordun. Sesin hiç böyle gelmiyordu. Başka türlü bir şey olmuş.

….

 

+Orda mısın?

-Burdayım, sessizliğini dinliyorum.

….

-Konuşmayacak mısın, bak kağıt gibi bekliyorum seni.

+Yazamadığımı hatırlatma lütfen.

-Yazabildiğini biliyorum, uyandırılmak istemiyorsun sadece. Ama hala rüya görmeye devam edebiliyorsun biliyorum, bu yüzden uyanmadan devam etmek istiyorsun o rüyaya. Hepsi güzel rüyalar değil anlaşılan. Yine de uyandırılmak istemiyorsun, bravo.

+Saçma bir kurgu yaptın yine. Şu an yaşadığım hayat bir rüya mı?

-Değil, yoksa canın yanmazdı.

+Canım yanmıyor ki.

-Yalnız bırakmamı ister misin demeyeceğim bu defa. Zaten dünyanın en saçma sorusu bana kalırsa. Kapatırdın telefonunu bunu isteseydin. Seni tanıyorum. Yıllarla değil.. Anlarla, tepkilerinle, mimiklerinle, gözünün içine baka baka tanıdım seni. Samimi olduğun için, kendin olduğun için, şu an sana bir şeyler olduğunu anlayabiliyor olmamı sağladığın için binlerce kez teşekkür ederim. Şimdi ne yapacağını da az çok tahmin edebiliyorum. Yaşadığın ya da hissettiğin neyse seni kötü hissettiren o şeyden ruhunu arındırmaya çalışacaksın. Kulaklıklarını takıp son ses müzik dinleyeceksin. Sessizce eşlik edeceksin içinden. Ya da belki sesli ama bağırmadan. Işıklar kapalı olacak, gözlerin de. Silinmeyecek ama nereye gönderdiğini de bilmeyeceksin o hisleri. Nereye gider ki zaten kim bilebilir. Sonra hiç ummadığın bir anda uykunda yakalayacak seni. Burdayım, diyecek ses çıkarmadan. Senin de sesin çıkmayacak. Konuşmak istediğin ne varsa dizilecek boğazına bir bir. Genellikle konuşmak ya da sesini duyurmak istersin de sesin çıkmaz rüyalarda. Beklersin olmaz, beklemediğinde birden olur’un tam tersi işler. Beklemediğinde de olmaz.

+Peki o bensem?

-Daha iyi değil mi?

+Kendimle yüzleşemememin, kendimi üzmemin neresi daha iyi olabilir?

-Seni, senden başka birinin üzmesinden daha iyi. Yine tüm günahı kendi safına yazmış olabilir misin?

+Temel sebep hep benim. Kalbim zorla çarpıyormuş gibi hissediyorum. Çok yorgunum. Ne kadar dinlensem geçmeyecek gibi…

-Geçmeyecek zaten. Kendini dinleyene kadar, kendine zaman verene kadar böyle hissedeceksin. Belki sürekli değil ama arada bir nüksedecek. Her defasında daha da  tıkanacak damarların. Biriktirip önemsemediğin, geçer dediğin her şey, sadece biraz zamana ihtiyacım var deyip hiçbir şey yapmadan unutulmaya bıraktığın olaylar, çoktan başladılar ittifak kurmaya. İstemsiz de olsa esir düşüyorsun rüyalarında. Bu işkenceyi kendine yaşatıyorsun. Uyumaya devam ediyorsun. Uyandırma diyorsun. İyi böyle. Ses çıkarma, gerçekler can sıkar. Kendi dünyamda yaşarım ben diyorsun, barışı sağlamadan. Savaş ihtimalini hep yanında taşıdığını bile bile. Dönüp savaşmalısın desem çözüm değil. Zaten gücüm yok dersin.

+Yok.

-Diplomasi en güçlü silah deyip tarihteki onca kanıtları hatırlamanı istiyorum. Tarih bilginle övünürsün ya, düşün. Savaşta kazansa da diplomaside kaybedenlerin maddelerini hep başkaları hazırlar. Bir antlaşma hazırla kendine. Kendi antlaşmanı onlardan önce sen hazırla.

+Ben bir bağlantı kuramadım, üzgünüm.

-Bırak üzgün olmayı.  Al kalemi eline kır artık şu sözsüz yeminini. Yapamadığı şeyleri eleştirenler hep oldu, bilmiyor musun sanki?! Ama yine de inandın sen onlara, kendine bile inanmayan insanlara. Değiştirdi seni. Kendine olan inancını koloni verdin onlara… Gerekli miydi, gereksiz yorumları? Kalbinin kırılmamış, en güzel köşelerini açtın. Neşeli havanı eleştiri bacalarıyla kirlettiler. Filtresiz üstelik. Senin dikkat ettiğin üslubunu acı dilleriyle yerdiler. Çamur yağdırdılar yeşeren umutlarına ve gömüldüler tekrar toprağa. Yeşerten inancından habersiz, fütursuzca küçümsediler. Bir keşke lafı çıkardılar, geçmişle hesaplaşmaya hapsettiler sonra. Kelepçe de takmadılar boşu boşuna.

+Sevimsiz konular bunlar. Başka şeyler anlat. Boş ver beni.

-Bulunduğum konumdan yanına ışınlanırım da seni yine boş veremem.

+(:

-Gülümsediğini hissedebiliyorum. Bunu senden ilk duyduğumda ben de gülümsemiştim. Öyle bunalmıştım ki bırak kalbimin zorla çarpıyor gibi olmasını, hissediyor muydum hatırlamıyorum bile. O an beni uzun uzun dinlediğini hatırlıyorum. Ben o kadar çok konuştuğum başka bir an hatırlamıyordum. Şimdi de çok konuşuyorum. Uyuduğuna aldırmadan çalan telefon gibiyim. Bir sürü cevapsız arama birikti, sen yine de geri dönüş yapmadın. Tek tuşla meşgule bile almadın.

+Konuşuyoruz ya, elimden geldiğince açtım telefonlarını.

-En son gerçek senle ne zaman konuşmuştuk hatırlıyor musun?

-Hatırlamış olsan da neyden bahsediyorsun falan diyeceksin. Neyden bahsettiğimi en başından bildiğini biliyorum. Çık şimdi balkona, bak gökyüzüne, bulut var mı?

+Bu güneşli havada bulut olacağını sanmıyorum.

-Lütfen, çıkıp bakar mısın?

 

 

+Yine ne yapmaya çalışıyorsun?..  Evet.

-Ne evet?

+Sorduğun şeye evet. Var.

-Çok güzel. Burada da var. O kadar farklı ve yoğunlar ki.. Selpak reklamındaki fili anımsatıyor biri. Saklandığını zanneden fil gibi.

+Nerden çıkarıyorsun saklandığını, nasıl karar verdin ?

-Karar vermedim.

+Nerden anladın o zaman?

-Anımsadım. Sen göndermiştin. Hatırladın mı?

+Evet. Elektrik direğinin arkasına saklanan yavru fil…

-Nerden öğrendi kim bilir?

+Neyi?

-İnsanlardan saklanması gerektiğini.

+Kim bilir nasıl korkmuştu, nasıl hızla atıyordu kalbi…

-Sonra uzunca bir süre hareketsiz kalmış üzerine tutulan ışığa aldırmadan…

+Savunmasızca.

-Sadece ne kadar tatlı olduğunu söylemiştik o an. Korktuğunu ve savunmasız oluşunu dile getirmemiştin ya da düşünmemiştin. Şimdi neden böyle düşündüğünü sorabilir miyim?

+Tatlı görünebilir ilk bakışta. Ama şimdi insanların fillere yaptığı acımasızlıklar geliyor aklıma. Hayvanat bahçesinde hapishaneden farksız yaşayan hayvanları hatırlatıyor. Etrafında kazılı derin hendeklerin ortasında, yalnızlıktan ölen fil. Dişleri sökülen filler… Bizler dünyaya gelmemeliydik.

-Bizler diyebiliyorsan sen istisnasın, biz istisnayız. Bizim gibi istisnalar var.

+Neyi değiştiriyor peki?

-Bir hapishanedeyken bir şeyleri değiştiremeyiz, öncelikle bunu bilmeni isterim. Kelepçelerinin olmadığını da hatırlatırım. Kapıya doğru ilerle ve kapıyı aç. Kilitli de değil. Ama çıktığın anda merhametsiz milyonlarca insan çıkacak karşına. Acımasızca konuşmaya başlayacaklar yine. Sürekli eleştirecekler. Oradan çıkana kadar ne olur duyma hiçbir kelimeyi. Hatta kapat gözlerini ve o filin omuzlarında olduğunu hayal et. Hadi, birlikte çıkın oradan. Merhametini ve sevgini hissettiği anda koşmaya başlayabilir, seni hızla o hapishaneden çıkarabilmek için. Ve biliyor musun, filler koşmaya başladığında atlar kadar hızlanabilirlermiş. Kaçış planı hızla başarıya yaklaşıyor. Kahraman filimiz seni kurtarıyor.

+Ve sonsuza kadar mutlu mu yaşadılar?

-Bak, kelebek bulut gördüm şimdi, filin önünde belirdi üstelik.

+Hayal gücüne hayranım.

-Ben de senin hayal gücüne hayranım. Kelebeği görmemi sağlayan sensin. Unuttun mu? O yazıdan sonra gözüm kelebeklere bir başka baktı. Uçuşunu izledim, tasasızlığını, naifliğini. Kendi rüzgarıyla ahenkli kanat çırpışlarını…Sadece kelebek olmaktan çıktı izledikçe. Şimdi bu bulutu da kelebek yaptım, ikimiz için. Küçük şeylerin anlamını birlikte hatırlayalım diye… Kalbimizin pırpır hareketli ve rengarenk olduğu zamanlara dönelim diye.

....

+Önemsenmediğimi düşündüm. O hapishanede yalnızlıktan ölebilirdim. Ördüğüm tüm duvarlara bana mısın demedin... Büyük bir şeyler bekledim belki, övgü ya da kabul görülme isteği gibi… Saçmaydı.

-Saçma olduğunu anlamana sevindim. Yoğunlaşıp içinden geldiği gibi yazdığın zamanları özlüyorum. Anlam bütünlüğünü yavaş yavaş yakalamaya başladığın zamanları, yazın bitince hemen bana gönderdiğin benim de büyük bir keyifle okuduğum zamanları o kadar çok özlüyorum ki. Tekrar tekrar okuyorum yazılarını, bir anda bitmesi üzücü oluyor. Çok güzel giden bir kitabı okurken bir anda sonraki sayfalarındaki yazıları siliniyor. Birkaç sayfa çeviriyorum, şöyle baştan sona bakıyorum... Yok, göremiyorum. Sonsuz sayfalarım var senin için. Hepsi bomboş. Ve sen birden yazdıklarından da yazacaklarından da vazgeçmişsin. Rüya gibi başlayıp kabusa dönüyor her şey.

+Böyle olsun istemezdim…

-‘Büyük şeylere göz diken insanların kulağı, küçük şeylerin anlamına sağır olur.’ denilmiş (kim demiş, nerede okudum, en ufak fikrim bile yok). Ve sen o sağır insanların sözlerine kulak verdin. Kitap bile okumuyorsun uzun zamandır. Daha o kadar çok şey var ki … Hızla uzaklaştın anlam arayışından, kendinden. Şimdi de yorgunsun. Bu güzelim havada, bu güzelim yaşında yorgunsun. Yapabileceklerinin farkına varmaya yaklaşmışken o hapishaneye kapatılmaya göz yumdun. Hiçbir şey yapmadan durdun sonra. hayal bile kurmaz oldun.

+O kadar da değil. Hayallerim hala var. Ama önceliklerim de var. Yazmaktan daha mühim…

-Peki onları nereye kapattın da üzerini kilitledin diğer mühim önceliklerinle söyler misin?

+İyiliğimi isteyen insanlar gerçekten kendime gelmemi sağladılar belki. Neden böyle düşünmüyoruz. Hayatın gerçekleri bunlar. Yazmakla çizmekle bir şey olmuyordur belki.

-Onların, genelin belirlediği o ruhsuz maddelere uymayı tercih ediyorsun yine. Bile bile, seni mutsuz ettiğini bile görmezden geliyorsun.

....

     Bu yazıyı ne zaman yazmışım hatırlamıyorum. Peki, neden şu an paylaşıyorum? Uzuuunca zamandır paylaşım yapmamışım. Bu  gerçeğin bir aydır farkındayım ne yazık ki. Ve bir zamanlar iç hesaplaşma yaşarken yazmış olduğum bu diyalog, yine şu anda benzer bir iç hesaplaşma yaşarken gayet yerinde olacaktır diye düşündüm. Önceki yazılarıma kıyasla daha uzun görünebilir. fakat okumaya başlandığında umarım akıcı gelecektir. Belki de bu iç hesaplaşmamla sıkmamam gerekirdi... Ne olursa olsun bu düğümü çözüp yola devam etme vakti. Hala böyle düşünüyorken ve kararımdan eminken, bir kez daha okumadan paylaşayım en iyisi. 

Ve yeniden, merhaba!

Yorumlar

  1. “Meyve veren ağacı taşlarlar” diye bir söz vardır ya hani senide eleştireliyle taşlamışlar. Onların inadına hep daha iyi ol vazgeçme hiçbir zaman bizi de bu güzel yazılarından mahrum bırakma. Yeniden hoşgeldin ;) (Bet)

    YanıtlaSil
  2. En büyük savaş kişinin içinde olandır ve galip geleceksin 💪💪💪

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hediye

Kum Saati