Kum Saati
....
"Gelmesini mi bekliyorsun?" diye sordum, yüzünü ve hüznünü şömineye dönüp saklamaya çalışan kadına. Sesi nasıl da her şeyi ele veriyordu oysa. "Şu kapıdan çıktıkları andan beri dönmesini bekliyorum. Ama geçen her anla birlikte beklediğim kişi olmaktan uzaklaşıyor. Geldiğinde, kavuşmayı beklediğim o olmayacak. Merak edilme süresi doldu benim içimdeki kum saatinde. Cam kırıldı, bir bölümden öbürüne kayıveren taneler ortalığa saçıldı. Hiçbir şeyi ölçemez artık bu saat."
....
Kendi ekseninde dönüp dünyaya seslendi. "Sanki magmanın özüyüm, kraterin lavı, çarpacak göktaşı, sarsacak deprem, taşacak suyum. Korkun benden. Çünkü kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı."
....
"Bu o" dedim, "kapının tanıdık gıcırtısı." Gülümsedi. "Evet ama çok geç kaldı."
Okurken ve yazarken hissettiklerim çok farklıydı. Değişik duygulardı anlamından ziyade, birbirinden farklıydı. Okurken, özellikle kum saati kısmında, ben de dağılmış hissettim o kum taneleri gibi ve tek tek toplayıp yazmak istedim. Herbir tane için bir kelime, cümle, hatta hikaye... Zamanı ve olay örgüsü olmayan, neden olmasın? Nasıl olsun ki, mümkünmüş gibi sanki. Peki, zaten çoktan kaybetmedik mi, zamanı ve yaşananlar arası bağlantıları? Aslında bu bir soru cümlesi değil. Cevabı belli bir sarsıntı cümlesi. Bu hikayeyi okuduktan sonra üzerime savurduğum onca sarsıntı cümlelerinden sadece birisi. İçimde, dağılan kum saati taneleri kadar fazlası var. Zaman bir rüzgar gibi savuruyor, savurdukça daha sert sarsma ihtimali artıyor. Beklenmedik bir anda yakalayıp sarsma ihtimali ise derin boşluklar oluşturuyor. Geçer mi, belirsiz. İz bırakacağı kesin. O izler yapboz parçaları gibi dağılıyorlar. Kimisi, tam yapboz bitmek üzereyken farkettiriyor eksikliğini. Sonra hep onu bulmayı ve tamamlamayı arzuluyor gönül.
Kendi içinde oluşturduğun derin izlerden parçalar yaratan sendin, zamanla o parçalardan birini kaybeden ve eksikliğini çok sonra hisseden de.
Bulunuyor mu arayınca, bilinmez. Ama vazgeçtiğinde aramaktan; tam karşında, önünde belireceği kesin. Bu böyledir. Sen o parçayı alıp yerine koymuyorsan, meydan okuyorsun yeniden rüzgara karşı ki; kum saati kırılalı çok oldu, kum tanelerini tek tek ararken; denizlere, okyanuslara karışalı da çok olmuştur. Kum tanelerin kumsal, rüzgarlar dalgaların... Akıp giden şey mavi sonsuzluk artık.
Kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı. Çölde cehennemi yaşayan kum tanelerini okyanusla kavuşturana kadar, aksın zaman su gibi.
Yorumlar
Yorum Gönder