Yazar Olmak

 

Uzun zamandır yazıyorum. Benim için, uzun zamandır yazıyorum. Ama yeteri kadar üzerine düşmedim yazma meselesinin. Yazma eylemim bir yazar gibi değil. Gibi de olmasın zaten. Henüz gibi olarak bile değil maalesef.

Yaklaşık 3 aydır blog yazıyorum. Bu benim için büyük bir adım. Tabii ki insanlık için kalemin ucuyla kâğıda kondurduğum bir nokta kadar bile olmayabilir. Ama o noktalar virgülden daha uzun süreli duraksama gerektirdiği için nokta olmasını da istemem zaten. Ne istediğinden emin misin acaba; sayın yazar olmak isteyen ama nokta koymak konusunda bile kaygıları olan, çok düşünen, ‘düşündüklerimi görsel kurgularım kadar iyi aktarabilsem neler yazarım’ diye ayrıca düşünen sen? Hangi ben oluyorsun bilmiyorum. Bildiğim bir şey var seninle ilgili, yazmak hakkında ciddi düşünüyorsun artık. Yavaş yavaş barışıyor ve kaynaşıyor hayallerinle kalemin. Yazdıkça fark ediyorsun kendini ve bana da fark ettiriyorsun kendini. İçimde böyle bir ben var diyorum. Orada olduğunu biliyorum, yazmak istediğini biliyorum.  Merak ettiriyorsun; üzerine düşersem, yeteri kadar ilgilenirsem seninle, ne kadar ilerletebilirsin kendini? Ne kadar iyi ifade edebilirsin hayallerini ve kurgularını? Neler kurgulayabilirsin mesela… Şu anki halinle çok fazla duraksıyorsun. Farkında mısın? Düşünürken böyle değil, rüyalarında bile böyle değil. Yazmaya kalkışınca bunları, duraksamalar da başlıyor. Kelime hazinene yeteri kadar yatırım yapamadım sanırım. Gelişmekte olan ama henüz gelişmemiş bensin. Gençsin, dinamiksin ve her şeyden önce çok hayalperestsin. Çok okumalıyım senin için. Başka şeyler de yapabilmeliyim…

Senin sen olabilmen için kelimelerle, cümlelerle ve paragraflarla birlikte masaya oturup sana destek olmalarını, elinden tutmalarını sağlayacağım. Bir de anlaşma imzalatacağım ki yarı yolda bırakmasınlar seni. İstediğin zaman erişebileceksin onlara böylece. Biliyorum çok değişkenler ve her an değiştirebilirler seni de. Vazgeçirebilirler belki seni bu arzundan. Ama bunu da düşündüm merak etme. Senin için çok düşündüm. Sana güveniyorum ama onlara her zaman güvenemiyorum. Bu yüzden seninle de bir anlaşma yapmalıyız. Bu yazı da o anlaşma için bir önsöz olsun. Önsözler önemlidir unutma. Yazarı ve eserini anlayabilmek için ilk adımdır. Dönemi, şartları, yanında olanları, yolundan çevirmeye çalışanları, yazdıklarının hatta yazma tutkusunun gerçek olmadığını hissettirenleri, dünyada daha gerçek şeyler var tabi sen şimdi boşsun bol bol zamanın var diye küçümseyenleri, tüm bunların yazar üzerindeki etkilerini, sosyoekonomik koşulları hatta siyasi ortamın uygunluğunu(ki hiçbir zaman uygun olmamıştır ama tüm güzel eserler baskılara rağmen yeşermeyi başarmış ve yönetimi tanımayıp bağımsızlığını ilan edebilmiştir.) bunları yazılarına nasıl yansıttığını açıklar. Bazı önsözlerin sonunda teşekkürler olur. Ben en başta sana teşekkür edeceğim merak etme. Bana böyle bir yön katıp geliştirmek istediğin için…

 Anlaşmanın şartları senin yazar olma arzunu gözeterek düzenlenecek ve sana göre esneklik gösterecek. Taraflardan sen hariç diğerleri cayarsa ve seni yalnız bırakırlarsa derhal cezaları kesilecek. Ceza senin tarafından belirlenecek. Yazmak istediğin ne varsa senin için tüm kaynaklar seferber edilecek. Topyekûn savaşılacak ve mücadele edilecek. Savaş diyorum ama korkma. Savaşını miskinliğime karşı vereceksin, karamsar tarafıma ve inancımı kırmaya çalışanlara karşı. Seni zorlayacaklarını düşünmüyorum çünkü tek başına olmayacaksın. Yanında ansiklopedi gibi silah arkadaşların olacak. Kalemini sivriltip sana güven verecekler. Onlarla birlikte katıl tüm savaşlara, onların yanında ol. Sarayından çıkmadan emir veren padişahlar gibi olma.  Bunlar seni senden uzaklaştırır ki o zaman tüm cephelerde kazansan da kendini kaybetmiş olursun. Mevcut ifade gücün de yazma arzun da körelir. Eksik kalır gelişmeye açık yönüm ve ben, ben olamam. Bana sen lazımsın. Gerçek sen, samimi sen, olduğun gibi.

Sende olanlara güvendiğim için sana inanıp onca savaşa girmeyi göze alıyorum. Kendine iyi bak. Gerçekten iyi bak, özünü tanı ve kendi kalemini koru. Eleştiren kalemlerden de dillerden de korkma. Düşün ardındaki sana inanan, senin için seferberlik ilan eden, seni yalnız bırakmayanları. İçtenlikle, tutkuyla bak onlara. Hem zaten yazmak başlı başına bir tutku değil midir? Tutku, içimizden gelir. Samimi olmaması imkansızdır. Yazarlığın yegâne temelidir tutku. Yazarken bulduk onu ya da bulduktan sonra yazdık. Yol göstericin, pusulan… Ne dersen de ona ama sakın şaşma ondan.

Peki; buraya kadar yazdıklarım, içimde yazar olma arzusu taşıyan ve bu arzusunu tutkuyla yapmak isteyen Ben için düşündüklerim ve yapabileceklerimdi. Ama o Ben’in kafasında hala şu soru var: nasıl? İşte bunun için de şu an önümde duran kitabı okumaya başlayacağım birazdan. Öyleyse tüm bu açıklamalar, kendince yöntem bulmalar, anlaşmalar vs. neden diyecek olursanız… Hepsi, kitabı okumaya başlamadan önceki beni hatırlayabilmem için, okuduktan sonra da farkı görebilmem için. Bir soru daha belirebilir…  O zaman bunları bizimle neden paylaştın; sayın yazar olmak isteyen ama öncesi sonrası yapıp farkı da ayrıca görebilmeyi amaçlayan sen? Önce biraz düşünmeliyim sanırım… Çok düşünmedim ama şu an şöyle düşünüyorum: herkes düşündüklerini ifade edebilmek ister, bazen yazarak bazen konuşarak. Her ikisinde de düşünüp kelimeleri iyi seçmek gerekir. Bunu çoğu zaman göz ardı ederiz ki neredeyse bütün anlaşmazlıklar, kavgalar bundan ortaya çıkar. Ne gerek var? Sırf bunu önlemek için bile kendimle bu savaşı verebilirim. Kurduğum her cümle yazılabilir nitelikte, bir edebi eser olma yolunda olmayabilir. Ama bilmez miyiz, hayatımız son sayfa numarasını bilmediğimiz, bazen sürükleyici bazen durağan bir kitaptır. Durağan da olsa ilerler ve her gün bir sayfası biter. Kalbimiz kadar temiz olan o sayfaları her gün doldururuz. Ve ölmeden önce anlaşılmayı bekleriz. Beklerken de pekâlâ yazabiliriz. Rüya içinde rüya ya da film içinde film gibi… böyle daha heyecanlı oldu sanki. Anlatabildim mi bilmiyorum ama bu yüzden paylaşıyorum ve bu kitabın beni bir hayli etkileyeceğini düşünüyorum. Etkilemediğini düşünüp yanıldığımız kitaplar bile beklenmedik bir anda gösterir o etkiyi. ‘Bak bakalım etkilememiş miyim gerçekten’, der. Bu kitap da kapağında yazan satırlarla ‘en baştan söylüyorum bak söylemedi, uyarmadı deme sonra’ diyor…

“Bu kitabın benzeri olmayan bir kitap olduğuna inanıyorum… Çünkü ben yaratıcılığın bir sırrı olduğunu ve bunun öğretilebilir olduğunu düşünüyorum. Bu kitap baştan sona işte bu sırla ilgilidir.”

Başlıyoruz. Şimdilik hoşça kalın.

Yorumlar

  1. Kendine inanmaktan ve yazmaktan asla vazgeçme. Başarılı bir yazar olma yolunda seni sevenler her daim yanında seninle savaşmaya hazır.. (Bet)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzun zamandır yazmayışımın farkındayım ve farkındalık yetmiyor yeniden yazıp paylaşmak için.. Bu sürede bunu anladım. Lakin bu yorum beni silkeledi. İyi ki dedirtti.. İyi ki varsın(:

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ORADA MISIN?

Hediye

Kum Saati