Bugünün
“Bugünün diliyle ne dünü anlatabilirsin, ne de yarını.” ‘Böyle
kısa cümleler, içinde derin anlamlar taşır.’ düşüncesinin sarsılmaz örneği
olabilir. Bu cümleyle ilk karşılaştığımda; zamanı, içinde bulunduğum anı
düşündüm bir süre. Bu cümleyi yorumlayabilecek mi bugünümün dili, diye
sorguladım. Aklıma ilk gelen: ‘Şu an
yaşanmakta olana bakmalı o halde’ oldu. Şu anı anlamalı, değerini bilmeli ya da
üç ayrı ekran kartı gerek bize. Biri dünde, biri yarında, bir diğeri de hep
açık olan bugünde. Yarınla ve dünle ilgilenen arada bir açılsın ama çok
geçmeden kapansın mümkünse. Takılı kalmasın geçmişte ya da daha güzel bir
gelecek için yarınımı planlıyorum derken, harcamasın bugünü de.
Aslına bakarsan, her zaman açık üçü de. Sen hangisine
bakıyorsun, onu söyle ya da daha çok hangisine?
Beklenmeyen bir soru muydu bu birden, bilmiyorum. Fakat
önemli bir soru olduğunu anlatabilmem için apayrı bir zamanda, apayrı bir yazı
gerekir; bu kesin. Hatta belki yazılar…
Şu ana yeniden tutunabilirsem, birden karşıma çıkan o
cümleye (en başta yazmış olduğuma) dönebilirim. Bugünün beni ile dün ya da
yarın ne kadar konuşulursa konuşulsun, (kendi kendime veya biriyle) eksik
kalacaktır. Bazen bugünün diliyle, şu an olanlar anlatılırken de eksik
hissettirebilir. Fakat sonradan düşünüldüğünde böyle olduğu anlaşılacaktır ve
sonradan düşünen ben, eksik olduğunu hissettiği ana asla dönemeyecektir. Bunu
kendim için bildiğim ve emin olduğum gibi tüm canlılar için de söyleyebilirim
gönül rahatlığıyla. Birbiriyle sürekli etkileşim halinde olan bu üç ayrı dil,
birbirlerini anlatabilmeye yeterli gelmez. Gelemez. Tuhaf… Farklı bir dilden
çevrilmiş bir şiir gibi. Anlamı eksilmiş yahut değişmiş bir şiir olmuştur
artık. Asıl dilinde; çok büyük, yüce anlamlar ifade ederken, güzel hislere
dokunurken, bir kelimenin diğer kelimelerle uyumu ve kafiyesi varken… Başka bir
dilde sönük kalıyor anlamlar. Biri sizi balon seyahatinde göklerde uçururken,
diğeri sadece çocukları eğlendirmek ya da süsleme yapmak için renk renk
kullanılabilen bir balon, o kadar. Birinin içindeki alev yükseklere uçuruyor,
diğerinin o alevin onda birinden azını görmesi kafidir patlamasına, erimesine.
Şu an, mumun nasıl yandığına arada bir gözüm dalarken, yazı
yazıyorum mesela. Saatin kaç olduğunu bilmiyorum. Zamanın neresindeyim; içinde
miyim, yoksa büsbütün dışında mıyım anın? Emin değilim. Tutunuyorum, henüz… Bugünümün önemli olduğunu düşünüyorum hala.
Ve yarınlarımın da önemli olabileceğini…
Bugünün diline sağlık 😇😇🙏🏼🙏🏼🙏🏼
YanıtlaSilBugünün diliyle bu kadar anlatılabildi. Teşekkürler (:
Sil