Çok Bilinmeyenli Soru




“Çok bilinmeyenli bu sorunun yanıtını arardık

Hayat bizi yalancı çıkarana dek;

                                             Bulduğumuz cevapları doğru sanırdık.”

 

   Bu başlangıcın ardından “Müzeyyen Senar- Benzemez Kimse Sana” dinlemeye başlayan ben, çok bilinmeyenli soruyu, yanıtını, arayışı unutuyorum. Bilinmezliğin eşiğini aştım, hayranlık buldum burada. Her notada, seste, nağmede, bestede, söyleyende…

   Düşünüyorum, buraya nasıl vardım?

   Bu notu defterime ne zaman yazdım da şimdi bu konu hakkında bir şeyler yazana kadar beni bekledi?

   Ümitsizliğe kapılmış mıdır, onca sene açıp bir kere bile okumadığım için? Farkında mıydı, içindeki potansiyelin? O potansiyelle beni nerelere götürebileceğinin…

   Oysa bu başlangıcı seçmeden önce not defterimden bir sürü yazı okudum. Kimisi bana ait, kimisi onca sene orda dura dura artık benim olmuş, kimisi de duyduğum, okuduğum ilk andan beri benimle… Bu üçü çok farklı, farkındayım. Anlatmak istediğim, (Tabi ki bunu hemen kolayca söyleyemem, yoksa onca yazı niye? Niye bekledi?) ‘onca senedir’ oradalar. Şimdi tekrar açıp okundukları için umutlular. ‘Biliyorduk’ diyorlar. ‘Biliyorduk bu kadar basit olmadığını, not edip unutmayacağını.’ Fakat ben bilmiyorum sizi ne zamandır beklettiğimi. Tarih yok. Neredeyse hiçbirinizin tarihi yok. Haklısınız, önemi de yok. Ben sizi okumadan, duymadan önce de beklemekteydiniz. Kimi, nasıl etkileyeceğinizi bilmeden…

   Nereye varacağımdan habersiz yazmaya başladım, her zamanki gibi. Bazen nedenini de bilmeden yazarım, lakin biliyorum bu defa.

   Bu ilk yazım değil, fakat sizinle ilk ve sonsuz. Farklı bir başlangıç benim için. Benim de ötemde sizin için, birçok bilinmezliğin başlangıcı.

   Farkında olmadan bilinmezlik değil de netlik kazandırır mıyım bir konuya veya düşünceye, bilemem. Fakat ben hep soru soruyor olacağım, sorgulamak ve öğrenmek için. Nereye kadar hep, bilmiyorum. Bilinmezliğin yanıtını aramak sonsuz zaman alabilir. Bazen sayfalar ve ömür yetmeyebilir. (Bu ayrı bir derinlik.)

   Yazılarımı burada paylaşmadan önce kırmızı kaplı defterimde taslak yazıyorum. Böylesi daha samimi hissettirir. Kendime daha yakın olurum, kalemimden yazılarımın akışını izleyen görme eylemimle senkron düşüncelerimi somutlaştırıp yazıyla ifade ederken. (Bu cümleyi yazmak anlamaktan daha güç.)

   Kağıda yazma isteği farklı bir tutku. Eski kitapları okurken, sayfalarının kokusunu hissederek okumak gibi… (Şu an bu hissi anlatabilmem için yeterli kelime haznemin olmadığına yanıyorum.) Görüldüğü gibi biraz da eskiciyim. Pikaptan müzik dinlemeyi sevmem de bundan, plak kayıtlarının verdiği haz da…

   Evet, konumuz Müzeyyen’e gelecek elbette. (Bu noktaya kadar nasıl bağlayacağımı bilmeden, belki kopuk bir akış içinde şu ana gelebildiğim için mutluyum.) Defterime o satırları yazmadan önce, nereden duyup da yazmış olabilirim diye düşündüm ve öylece baktım bir süre. Birkaç sayfa çevirdim, o sayfalarda yazanları da okudum, hatırlarım belki diye. Ama hayır. Hafızamla boşuna övünmüşüm dedim. Bunu hatırlamak benim için önemliydi, yazım için de. Müzik dinlemeye başladım sonra. Klasik müzik denedim, bir şeyler yazarken iyi olabilirdi. Hafızam hala hatırlamakla cebelleşirken rahatlayamıyordum da. Başka tarzlar, başka sanatçılar da denedim, beğenip kalplediğim (kalp simgesine dokunarak) şarkıları da denedim, olmadı. O an beğenilmiyordu işte. 555 şarkı(listemin toplamı) çaresiz bana bakarken o ismi arattım. İlk şarkı, ‘Benzemez Kimse Sana’ tavrına hayran olayım… Müzeyyen Senar… apayrıydı.

   ‘Sevmekten Kim Usanır’, ‘Gamzedeyim’, ‘Bir İhtimal Daha Var’, ‘Kimseye Etmem Şikayet’… çoktan hatırlamıştım. (Hafızamla övünmeye devam edebilirim sanırım.)

   Nereden duyduğumu hatırlamış olmamdan çok Müzeyyen dinliyor olmama sevindim. Bu arayış içinde bana istediğimi bu ismin vermiş olmasına… evet, filmin adı: Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku.

   Böylesi bir tesadüfün bana vermiş olduğu hazzın tanımı yok. Ben yapamam bunu. O yüzden dinlemeye devam ediyorum bir süre daha. Tüm naifliği ve derin sorguculuğu ile..

 

Bir bahar akşamı rastladım size

Sevinçli bir telaş içindeydiniz

Derinden bakınca gözlerinize

Neden başınızı öne eğdiniz?

İçimde uyanan eski bir arzu

Dedi ki, “yıllardır aradığın bu”

Şimdi soruyorum büküp boynumu

Daha önceleri neredeydiniz?

 

 “-Sonra, sonra hiçbir şey yapmazdık. Öylece otururduk. Çok bilinmeyenli bu sorunun yanıtını arardık. Hayat bizi yalancı çıkarana dek, bulduğumuz cevapları doğru sanırdık.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ORADA MISIN?

Hediye

Kum Saati